kizilay_banner_728X090

Seçkinler, Kimleri, Neden, Nasıl Ötekileştiriyor?

Son zamanların en ilginç araştırmalarından... Prof. Füsun Üstel ve Doç. Dr. Birol Caymazın yaptıkları “Seçkinler ve Sosyal Mesafe” adlı araştırmaya göre...
Bu haber 2014-10-14 22:41:31 eklenmiş ve 959 kez görüntülenmiştir.
Reklam Alanı

Prof. Dr. Füsun Üstel ve Doç. Dr. Birol Caymaz’ın gerçekleştirdiği, İstanbul Üniversitesi Sivil Toplum 
Çalışmaları Merkezi ve Açık Toplum Vakfı tarafından desteklenen “Seçkinler ve 
Sosyal Mesafe” başlıklı çalışma basın ve sivil toplum örgütleri temsilcilerine 
verilen bir resepsiyonla tanıtıldı. 

Prof. Füsun Üstel ve Doç. Dr. Birol Caymaz yaptıkları sunumda, araştırmanın 
“prestijli” orta öğretim ve yükseköğretim kurumlarından mezun, orta-üst gelir 
grubundan, iyi meslekî pozisyonlara sahip, kendisini cumhuriyetçi-laik 
değerlerin taşıyıcısı olarak gören kesimlerin Türkiye siyasetinin temel 
problemlerine yönelik algı ve temsillerinden hareketle Lozan azınlıkları, 
Kürtler ve İslami kesimlerle kurdukları ilişkinin biçimini ve mesafe boyutunu 
ele almakta.

Araştırmanın amacı ise, hedef kitlenin ayrımcılık ve ötekileştirme söylemini 
tesbit etmek, bu söylemin bu kesimin sosyal ve ekonomik statüleri ve son 
dönemdeki iç ve dış siyasal dönüşümlerden nasıl etkilendiğini 
ortaya koymak.

Araştırma en çalkantılı döneme denk geldi

Araştırma, temmuz-Aralık 2008 tarihleri arasında İstanbul, Ankara ve İzmir’den 
18-25, 25-45 ve 45 yaş üstü yaş dilimlerinde 21’i kadın toplam kırk kişi ile 
görüşülerek yapılmış. 



Araştırmanın yapıldığı dönem, cumhurbaşkanlığı krizi, 367 kararı, 27 Nisan 
muhtırası, AKP’nin 22 Temmuz seçim zaferi, DTP’nin Meclis’e girmesi, 
sınırötesi operasyon kararının alınması, Hrant Dink cinayeti, Malatya Zirve 
Yayınevi Katliamı gibi siyasi yönden çalkantılı, toplumun kutuplaştığı bir 
süreci işaret ediyor. 



Prof. Üstel ve Doç Dr. Caymaz, araştırmanın bu döneme denk gelmesinin 
öngörülmediğini, hatta bir yanıyla olumsuz bir tesadüf olduğunu vurguluyor; 
lakin, orta ve orta-üst gelir grubundan eğitimli kesimlerin önemli bir 
bölümünün, esen laiklik ve milliyetçilik rüzgârının aktörleri olarak ortaya 
çıktığı da tesbitleri arasında yer alıyor.



Soru(n)suz birliktelik: Azınlıklar



Araştırmanın önemli bulgularından biri de, bu kesimde gayrimüslimlere yönelik 
“ötekileştirme” söyleminin azalması oldu. Bundaki ana etken, “merkez”in, 
taşralı, mütedeyyin, köylü çevrece ele geçirilmeye başlamasının, kentli, 
yüksek kültürlü azınlık gruplarının ülkeden “gitmiş” olmasına bağlanması. 



Laik seçkinler eski 
İstanbul’a özlemle ve sayılarının tıpkı onlar gibi azaldığı düşüncesiyle 
azınlıklara romantik bir yakınlık hissetmekteler. Dolayısıyla ülkede kalan 
azınlıklar, korunması ve kollanması gereken değerli objeler olarak yeniden 
kurgulanmış. 



Bu kesimde “en yakın arkadaşlar arasında azınlıkların da bulunması” âdetâ bir 
prestij konusu olmasına rağmen, azınlıklarla kurulan ilişkide gayrimüslimlerin 
devlet kaynaklı haksızlık ve ayırımcılık konusunda farkındalığın -istisnalar 
olmakla birlikte- gelişmediği, ayırımcılığın toplum kaynaklı olduğunun 
düşünüldüğü ortaya çıktı.



Üstelik, bu farkındalık eksikliği ve sorusuzluk durumu, arkadaşlıklarda 
“konuşmama”nın birbirine saygının bir ifadesi olarak kabul edenlerde yüksek 
çıktı. Bu konuda yapılan görüşmelerden birkaç tanesi ise şöyle:



B. (34): Yani biz hiç takılmıyoruz ki böyle şeylere. Sen Ermenisin, sen 
Musevisin, sen şusun, sen busun, biraz... [Gayrimüslimlerin yaşadığı sorunlar 
hakkında] Yani ne bileyim, herkesle beraber okuduk. Hiç böyle bir şey yoktu. 
Herkes birbirleriyle beraberdi. Yani bir tek farkımız vardı, din dersine 
girmezlerdi o kadar.



L. (31): Onlara [azınlıklara] da ibadethane açılması gerektiğini savunuyorum 
ama biliyorum ki ibadethanelerin açılmasını iyice şeye bırakırsak her yerden 
Kur’an kurları pörtleyecek.



B. (39): Ayırımcılık yapılıyor ama ayırımcılık yapan, uygulayan kişiler 
kesinlikle Kemalist veya ulusalcı değiller, kesinlikle değiller.



Soru(n)lu Birliktelik: Kürtler

Görüşmecilerin Kürt sorunu üzerine verdikleri cevaplar azınlık konusundaki 
farkındalık eksikliğini paylaşırken, azınlıkların aksine prestijli okullarda 
Kürtlerin bulunması ihtimalinin azlığı nedeniyle de desteklenen “Kürtlerin 
yokluğu” dikkati çekiyor. 



Bu kesimde önemli oranda kendini belli eden “Kürt sorununun öncesizliği” Kürt 
kimliğine karşı var olan farkındalık eksikliğinden kaynaklanıyor. Kürt 
sorununun öncesizliği, bu sorunun altında yatan nedenin “dış güçlerin 
kışkırtıcılığı” kabulünden besleniyor. 



Tabii bu konuda ana belirleyici, Kürt kimliğinin inkârına dayalı resmî tarih 
anlatısı ve devlet söylemi. 



Görüşmecilerin Kürt sorununun sebepleri üzerine dillendirdikleri ikinci 
argüman ise meselenin bir kimlik sorunu değil, devletin bölgeyi ekonomik 
olarak ihmal etmesi ve Kürtlerin bölgedeki rant ekonomisinden sağladıkları 
çıkarların bir sonucu olması. 



Deneklerden bir kısmı eğitimli Kürtlere kuşkuyla bakarken, geri 
bırakılmışlığın neden olduğu 
sorunların kaynağının, eğitimsiz, cahil bırakılmış, tembel Kürtlerin 
kandırılabilme potansiyeli olduğunu düşünüyor.



“Çocuk Kürtler” olarak adlandırılan bu algıya göre devlet bu insanların 
elinden tutmadığı için bu insanlar örgütler ve uyuşturucu mafyası tarafından 
kullanılabiliyor. Görüşmecilerin büyük bir bölümü ise Kürtlere kültürel haklar 
verilmesi konusunda olumlu görüş taşıyor. 



Onarıcı pragmatik önlemler olarak kültürel hakların sağlanmasına yönelik bu 
olumlu yaklaşım, bu kesimin Batılı ülkelerdeki gözlemlerine dayanıyor. 
Kültürel haklardaki bu olumlu bakış, DTP’nin Meclis’teki varlığına 
gelindiğinde yerini açık bir ötekileştirmeye bırakmakta. 



Çoğuna göre DTP meşruiyeti sorunlu, PKK ve Öcalan’la ilişkisi tehlikeli 
bulunan ve kapatılması gereken bir parti. İşte Kürtlerle ilgili mülâkatlardan 
birkaç örnek:



B. (34): Çünkü [Kürtler] o kadar tembeller ki kendi önlerindeki çiçeği ya da 
börtüyü böceği bile sulamayı bilmedikleri için hiçbir zaman gelişemezler. 
Sürekli ağlarlar devlet diye. Devlet senin neyine yardım etsin?..



P. (34): Kimlik sorunu... Söyleyeyim mi... Yüzyıllarca oradaki insanlar 
beraber yaşamışlar, hiçbir sorun olmamış. Neden son 
zamanlarda çıkıyor? Kesinlikle yabancı kaynaklı ve kesinlikle bunun 

içinde çıkarları var.



N. (51): İnsan mutluysa anadilde eğitim olsa da bu ülke bitmez. Bir şeylerini 
tatmin edeceksin adamların yani.





Zorunlu Birliktelik: AKP



28 Şubat sürecinden sonra AKP’nin 2002 seçimleriyle iktidara gelmesi, klasik 
iktidarın kırmızı çizgilerini belirsizleştiren AB müzakereleri kapsamında art 
arda gerçekleştirilen özgürlükçü reformlar ve güçlü ekonomi yönetimi ve 
Cumhuriyet’in sembol hafıza mekanlarından en önemlisi olan Çankaya’ya eşi 
başörtülü Abdullah Gül’ün çıkması, araştırmada görüşülen kişilerin söyleminde 
açık bir tehdit algısı ve güvensizlik duygusu temelinde ifade buldu. 



Yaşam tarzları, dünyayı algılama ve yorumlama biçimleri ile kendilerini 
Cumhuriyet’in değer ve kazanımlarının taşıyıcısı olarak gören yerleşik seçkinler, 
“yeni gelenleri” “orada olmayı hak etmemiş işgalciler olarak görme 
eğilimindeler. 



Kadrolaşmanın zaten hep olduğu, ama “kendilerinden” olduğu için bunu sorun 
olarak algılamadıklarını söylüyorlar. AKP’nin cumhuriyetçi laiklik anlayışına 
karşı siyasal bir yapılanma olduğu kanaati, görüşülen kişilerin çoğu 
tarafından paylaşılıyor. 



Bu çerçevede görüşmecilerin genel eğilimi ise partinin kapatılması yönünde. 
Görüşülen kişilerin bir bölümü ise mevcut hükümete karşı olumsuz bakışa rağmen 
ülkede bir rejim sorunu olmadığını düşünüyor. 



Cumhuriyet Mitingleri’ne yoğun katılım gösteren katılımcıların bu kararlarında 
rejim kaygısı ön plandadır. Mitinge katılanların arasında emekli subayların 
varlığı ise onlar için önemsiz bir ayrıntı. 



Ancak katılımcılar “Yeniden milli mücadele” ve “Ordu göreve” gibi pankartları 
paylaşmadıklarını, basının yanlış yansıttığını düşünüyorlar. Ergenekon davası 
ise katılımcılarda kafa karışıklığı yaratmış gibi. Kimine göre bu dava AKP’nin 
cumhuriyet kadrolarıyla hesaplaşmasından ibaret. 



Ergenekon’un arkasında darbe varsa bunu asla desteklemeyeceğini söyleyenler 
olduğu gibi, ya darbe ya şeriat diye sorulursa tereddütsüz darbeyi 
destekleyeceğini ifade edenler de var. Görüşmelerden bazı örnekler ise şöyle:



A. 40): Atatürk’le ilgili herhangi bir şey, küçük bir anekdot olabilir, küçük 
bir resim olabilir, internetten gelen, doğruluğu bile belli olmayan bir anı 
bile olabilir, gözlerimizin dolmasınaneden oluyor.



D. (32): Cumhuriyet balosunda görmek istemem adamı [Gül’den bahsediyor], orada 
beyaz Türklüğüm çıkar, elim ayağım oynar. 



K. (31): Anti-demokratik olsa da burada zor kullanma hakkı vardır Silahlı 
Kuvvetler’in. Bu silahlı kuvvetler para-militer olabilir, gerilla şeklinde 
olabilir, devletin kolluk kuvveti olabilir.



B. (39): Başından beri Ergenekon olayı beni gülümsetti sadece. Adı da çok 
komik zaten.





ARAŞTIRMANIN SONUÇ BÖLÜMÜNDEN



“Seçkinler ve 
Sosyal Mesafe” araştırmasının analiz bölümünde sonuçların yekpare, blok bir 
davranış ve algılama biçimi çıkarmaktan ziyade, Atatürkçülük- 
Kemalizm-Ulusalcılık anlayışları temelinde her pozisyonun kendi içinde 
gösterdiği çeşitliliğe dikkat çekiliyor. 



AKP hükümeti, Kürt sorunu, AB üyeliği üzerinden kurgulanan tehdit algısı 
oluşturulan kolektif kimliğin ana yapı taşları. Kimlik olgusunun dinamik değil 
statik bir olgu olarak ortaya çıktığı, kimliksel çeşitliliği algılamada ise 
ciddi bir körlük olduğu belirtiliyor. 



Değişime ve toplumun dinamizmine kapalı hayat algısı, seçkinlerde var olan 
“Biz ve Onlar” ayrımının ana kaynağı. Bu bakışın temel nedeni prestijli 
okullarda eğitim görmüş olmaktan ziyade, 12 Eylül rejiminin milli eğitimi 
hoşgörüsüzlük ve ötekileştirme üzerine kuran ırkçı, milliyetçi zihniyetinin 
içselleştirilmesi olduğu belirtiliyor. 



Görüşmeciler, kendi hayat tarzlarına uygun ve yakın coğrafyalarda yaşayan 
azınlıklara romantik ama yüzeysel bir yakınlık beslerken, gayrimüslimlerin 
“görünmezliği” ve uğradıkları ayırımcılıkla yüzleşilmiyor. 



Çünkü azınlıklar azalan rekabet gücü ile bu kesim üzerinde endişe yaratmıyor. 
Kürtler ise, seçkinlerin nezdinde, hem yaşam tarzı, hem de sosyal çevre 
olarak, azınlıklara göre, çok daha yabancı. 



Kimlikler konusunda ikircikli, çelişkili duygular besleyen katılımcılar, Kürt 
sorununu komplo teorileriyle açıklamaya yatkın. 



Katılımcıların önemli bir bölümünde “askerî çözümün çözümsüzlüğü” konusunda 
görüş birliği var. 



Yaşam tarzına müdahale ve muhafazakârlaşma konusunda yaşanan büyük korku ise 
AKP ile ilişkilendiriliyor. 



Militan laiklik anlayışına sahip kesimler, AKP ve tabanının yükselişini 
devrimlerin başarısızlığı olarak görme eğiliminde; bu ise grupta özgüven 
kaybına neden oluyor. 

 




Tamamını okumak için tıklayınız

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer KÜLT haberleri
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
Arşiv Arama
- -